Ekonomiler önce ikiye ayrılıyor: Gelişmiş ekonomiler ve gelişme yolundaki ekonomiler olarak. Gelişmiş ekonomi 30 adet. Bunlar da ikiye ayrılıyor: Yedisi başlıca gelişmiş ekonomiler yani G7 ülkeleri (ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Kanada.) Kalan 23´ü de diğer gelişmiş ekonomiler (Avusturya, Avustralya, Belçika, Finlandiya, Yunanistan, İrlanda, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya, Kıbrıs Rum Kesimi, Danimarka, Hong Kong, İzlanda, İsrail, Kore, Yeni Zelanda, Norveç, Singapur, İsveç, İsviçre, Tayvan.) Demek ki Türkiye 173 ekonominin gelişmiş sayılan 30´unun arasında değil. 143 adet gelişme yolundaki ekonomi mevcut. Türkiye´yi aramamız gereken grup bu. Bunlar da yeni yükselen pazar ekonomileri (emerging markets) ve diğer gelişme yolundaki ekonomiler olarak ikiye ayrılıyor. Ne var ki yeni yükselen ekonomiler için üzerinde tam bir anlaşma sağlanmış tanım ve kapsam mevcut değil. Kimisine göre 20 dolayında ekonomi bu tanıma uyuyor, kimisi bu sayıyı iki katına kadar çıkarıyor. Ama hangi tanım ve kapsam kabul edilirse edilsin Türkiye bu grupta yer alıyor. Demek ki Türkiye gelişme yolundaki 143 ekonominin en iyi durumda olan ve sayısı değişen yeni yükselen pazar ekonomileri grubu içinde yer alıyor. Iowa Üniversitesi´nden Chuan Li´nin tanımını kullanmak gerekirse yeni yükselen pazar ekonomisi denildiğinde ekonomilerini piyasa ekonomisi anlayışına göre yeniden yapılandıran ve uluslararası ticaret, teknoloji transferi ve doğrudan yabancı sermaye yatırımı için imkân sağlayan ekonomiler anlaşılmalı. Bir ekonominin yeni yükselen pazar ekonomisi tanımına uygun olması için başlıca dört niteliğe sahip olması gerekli: (1) Yüksek nüfusa sahip bir bölgesel ekonomik güç olmalı. (2) Ekonomik ve sosyal reformlara girişerek gelişmeye yönelmiş olmalı. (3) Büyümesi yüksek oranlı olmalı. (4) Dünyadaki ekonomik, siyasal ve sosyal ilişkilerin katılımcısı konumunda olmalı. Dünya Bankası sınıflandırmalarına göre en büyük beş yeni yükselen pazar ekonomisi Çin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve Rusya. Bunları Meksika, Arjantin, Güney Afrika, Polonya, Türkiye izliyor. Yeni yükselen Pazar ekonomilerinin bu en önemlilerini kısaca tanımlamak için bazı kısaltmalar kullanılıyor: BRIC ülkeleri (yani Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin), BRICS ülkeleri (yani BRIC+Güney Afrika), BRICET (yani BRIC+Meksika, Doğu Avrupa, Türkiye ve Güney Afrika.) Demek ki Türkiye yeni yükselen pazar ekonomileri arasında ilk 10´a giriyor. Ne var ki birinci lige çıkmak için yaşanan çekişme artık çok ciddi. Bu noktada seçim vaatlerinde olduğu gibi mali disiplini ya da parasal duruşu bozucu birtakım söylemlerin ya da daha tehlikelisi davranışların içinde bulunmak Türkiye´yi bu terfi grubundan koparıp ikinci lige itebilir. Ondan sonrası artık çok zor. Bu fırsatı kullanıp ötekilerden önce birinci lige çıkmamız gerek. Bu karşılaştırmalara bakarsak durumumuz sanki iyiymiş gibi görünüyor. Ne var ki Eurostat´ın hazırladığı satın alma gücü paritesine göre hesaplanmış bulunan kişi başına gelir indeksine bakarsak durum hiç de böyle parlak değil. 2006 yılında 27 AB üyesinin kişi başına gelir ortalamasını 100 olarak alan indekse göre Türkiye´nin puanı 29, Çek Cumhuriyeti´nin puanı 79, Macaristan´ın 66, Polonya´nın 53, Romanya´nın 38 ve Bulgaristan´ın 37. Yunanistan´ı ve Kıbrıs Rum Kesimi´ni hiç söylemeyeyim daha iyi. Adaylar da dahil edildiğinde Türkiye yalnızca Makedonya´dan (27) yukarıda bulunuyor. AB üyesi 27 ülke, AB üye adayı üç ülke ve AB üyesi olmak istemeyen öteki üç Avrupa ülkesinden (Norveç, İzlanda, İsviçre) oluşan Avrupa´da kişi başına geliri en düşük ülkeler Makedonya ve Türkiye. Sanki her şey bitmiş de bizi birinci lige taşıyacak treni bekliyormuşuz havasından çıksak ve gerçeklere dönsek iyi olacak. |