|
|
02.08.2007 |
İhracatçının kur şikâyetine karşın ihracatımız artmaya devam ediyor. Üstelik bu artış ithalattaki artıştan daha hızlı gidiyor. İlk altı aylık sonuçlara göre ihracatımız yıllık bazda 95 milyar dolara gelip dayandı. Geçen yılın altıncı ayında bu miktar 78 milyar dolardı. Demek ki ihracatımız bir yıl içinde yaklaşık olarak yüzde 22 oranında artış göstermiş. İlk altı ayda ithalat da 149 milyar dolara dayanmış. Geçen yıl haziranda 127.5 milyar dolar olan ithalat bir yılda yüzde 17 oranında artış göstermiş. Buna göre ihracatımızdaki artış oranı ithalatımızdakinin beş puan üzerinde. Oysa TL değerlendiği için tersi olması bekleniyordu. Bu gelişmeler bize dış ticaret açığının altı aylık bazda yaklaşık 28 milyar dolar ve yıllık bazda da yaklaşık 54 milyar dolar dolayına ulaştığını gösteriyor. İthalat rakamının büyüklüğü, ihracatta daha hızlı artış olmasına karşın dış ticaret açığının artması sonucunu getiriyor. Dış ticaret açığımız yüksek ama son aylarda ihracattaki artışın ithalattaki artışı aşmasıyla birlikte artış hızı durulmuş durumda. İhracatın ithalatı karşılama oranı yaklaşık yüzde 62. Yani Türkiye ihracattan elde ettiği dövizle ithalatının yüzde 62´sini karşılayabiliyor. Geri kalanının bir bölümünü turizm ve diğer görünmeyen kalemlerden sağladığı net gelirle karşılıyor, karşılayamadığı bölümü de borçlanmayla, hisse senedi satışıyla ve yabancı sermaye girişiyle kapatıyor. Ayrıntılara baktığımızda sanayi ürünleri ihracatımızın yüzde 25´e yakın arttığını, buna karşılık tarım ürünleri ihracatımızın yüzde 3.7 oranında azaldığını görüyoruz. AB ülkelerine yaptığımız ihracat toplam ihracatımızın yüzde 57´sini oluştururken toplam ithalatımızın yüzde 47´si de AB ülkelerinden yapılmış bulunuyor. İhracatta en büyük payı 4.2 milyar dolarla otomotiv ihracatı tutuyor. En fazla ihracat yaptığımız ülke 5.6 milyar dolarla Almanya. İthalatımızın yüzde 74´ü ara malı ithalatından oluşuyor. İlk altı aydaki toplam 77.5 milyar dolarlık ithalatın 57.2 milyar dolarlık bölümü ara malı ithalatı, 11.7 milyar dolarlık bölümü sermaye malı ithalatı ve 8.5 milyar dolarlık bölümü de tüketim malları ithalatından oluşuyor. Tüketim malları ithalatını düşersek geriye kalan ithalat, yani toplam ithalatın yüzde 89´u üretim ve yatırım amaçlı yapılıyor. Yani TL´nin değer kazanması ithalatı özendiriyor ama yapılan ithalatın yüzde 89´u üretim ve yatırımda kullanılan ara malları ve sermaye malları ithalatından meydana geliyor. İthalatın biraz daha ayrıntısına girince görüyoruz ki en büyük bedel yaklaşık 15 milyar dolarla mineral yakıtlar ve yağlara ödeniyor. Ülke olarak ithalatta birinci sırada doğalgaz ithalatı nedeniyle Rusya yer alıyor. İlk altı ayda Rusya´ya ödediğimiz ithalat bedeli 10.5 milyar dolar. Çin´den yapılan ithalat da hızla artmaya devam ediyor. İddialara göre düşük kur ya da yüksek değerli TL´nin ithalatın daha hızlı artmasına ve buna karşılık ihracatın düşmesine neden olması gerekirdi. Bunu bir örnekle açıklayalım. Diyelim ki 1 USD = 1.3 YTL eşitliğinde 130 YTL´ye mal ettiğiniz bir ürünü dışarı sattığınızda karşılığında elinize 100 USD geçiyor. Ya da tersinden bakarsak 100 dolarlık bir malı dışarı sattığınızda elinize 130 YTL geçiyor. YTL zaman içinde değerlenmiş ve 1 USD = 1.2 YTL olmuş olsun. Dışarıda fiyat değişmeyeceğine göre aynı malı yine 100 USD´ye dışarı sattığınızda elinize bu kez 120 YTL geçmiş olacak. İçeride fiyatlar düşmediğine göre zarar etmeniz gerekecek. Ne var ki yukarıda değindiğim gibi Türk ithalatının önemli bir bölümü yatırımda ve üretimde kullanılan ara malı ve sermaye malından oluşuyor. Bunlar üretimde kullanıldığına göre üretim maliyeti de bu oranda azalıyor demektir. Ne var ki bu gelişim TL´nin belirli bir değer kazanması aşamasına kadar sürebilir. Bir noktadan sonra ihraç edilen malın tamamı ithal ürün olmadığı sürece zarar ortaya çıkmaya başlar. O nedenle TL´nin daha da değerlenmesi ve benim sembolik olarak belirttiğim 1 USD = 1 YTL noktasına ilerlemesi halinde sıkıntı büyüyebilir. |
| |
| |
|
|
Doviz Kurları |
1 EUR : 2,068 YTL
1 USD : 1,519 YTL |
|
|