|
|
07.08.2007 |
Önceki yazılarımda seçim ekonomisi izlendiğini ve bütçe hedeflerinden sapıldığını yazmış ve bunun enflasyonist baskıları artıracağını ve buradan hareketle de Merkez Bankası´nın kısa sürede faiz indirmesinin doğru olmayacağını ve bankanın bir süre daha bekleyerek enflasyonun düşüşünden emin olması gerektiğini vurgulamıştım. Merkez Bankası da benzer açıklamalarla faiz indirimi için beklemesi gerektiğini belirtmişti. Bunların hemen ardından iki önemli gelişme oldu: Maliye Bakanlığı 2007 yılı bütçe hedeflerini revize ederek bütçe açığı tahminini yarı yarıya düşürdü ve enflasyon önemli oranda geriledi. Geçmişte böyle bir şey oldu mu hatırlamıyorum. Gerçekleşme tahminleri hep başlangıçta tahmin edilen bütçe açığının artması yönünde olurdu. Sanırım ilk kez bir hükümet bütçe açığı tahminini yarı yarıya azalma yönünde revize etti. Buna göre vergi gelirlerinde 0.5 milyar YTL´lik bir azalma olmasına karşılık vergi dışı gelirler (özelleştirme başta olmak üzere) 5.5 milyar YTL artarak gelirlerin 5 milyar YTL kadar yükselmesine neden oluyor. Buna karşılık faiz giderleri ilk tahmin düzeyinde tutulduğu halde faiz dışı giderler azalıyor ve toplam bütçe giderleri 3 milyar YTL kadar geriliyor. Bütç gelir ve giderlerindeki bu revizyonun sonucunda bütçe açığı 16.8 milyar YTL´den 8.5 milyar YTL´ye ve bütçe açığının GSMH´ya oranı yüzde 2.7´den yüzde 1.3´e düşerken, faiz dışı fazlanın GSMH´ya oranı yüzde 5.7´den yüzde 7´ye yükseliyor. Bütçe ile ilgili iki şey söylemek mümkün. Birincisi; seçimlerin kasım ayında yapılacağı düşüncesiyle daha uzun süreli gevşek maliye politikası uygulanacağı varsayımına dayalı olarak biraz bol tutulmuş olan bütçenin erken seçim dolayısıyla eskisi kadar fazla harcamaya gerek kalmayınca sıkılaştırılmış olmasını son derecede olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirmek gerekir. İkincisi; bu sıkılaştırmayla Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası´nın ve kamuoyunun seçim ekonomisi argümanlarını elinden almış oldu. Ve dönüp Merkez Bankası´na "Ben gereğini yaptım, sıra sende" dedi. Bu gelişmenin hemen ardından enflasyon oranları açıklandı. Buna göre yıllık enflasyon ÜFE´de yüzde 2.08´e, TÜFE´de ise yüzde 6.9´a düşerek Merkez Bankası´nın orijinal hedef aralığının içine doğru yönlenmiş oldu. Dolayısıyla Merkez Bankası´nın ve ben de dahil bir çok kişinin seçim ekonomisinin enflasyonu artıracağı yönündeki tahmini doğru çıkmadı. Enflasyon düşmeye devam etti. Öte yandan cari açığın finansmanında doğrudan yabancı sermaye girişlerinin giderek artmış olması, borçlanmaya eskisi kadar mahkûm olmadığımızı ve her ne pahasına olursa olsun yabancı kaynak bulmamız gerekmediğini ortaya koyuyor. Bu noktadan sonra iki konu önem kazanıyor. İlki; Hazine´nin iç borçlanma programını yeniden ele alıp toplam borçlanma miktarını hızla revize etmesi. 16.8 milyar YTL´lik bütçe açığını finanse etmek üzere hazırlanmış bulunan borçlanma programı artık anlamını yitirdi. Bu programın 8.5 milyar YTL´lik bütçe açığını finanse etmeye göre revize edilmesi gerekiyor. Bu revizyon sonucunda faiz giderleri kaleminde de azalma olabilir. Yani bütçenin aslında revize edilenden bile daha iyi olması olasılığı var. İkincisi ve daha önemlisi, Merkez Bankası´nın, cumhurbaşkanlığı seçiminin sorunsuz geçilmesi mümkün olursa, hemen ardından faizi indirmeye başlaması gerekiyor. Şimdiye kadar sürekli olarak Merkez Bankası´nın faiz kararında zorlanmaması gerektiğini savundum. İlk kez tersini söylüyorum. Bütçenin bu kadar sıkılaştırıldığı, enflasyonun hedefe yönlendiği bir ortamda Japon ev kadınlarının kendi bankalarından Yen üzerinden yüzde 0.5 faizle kredi alıp Türkiye´ye YTL üzerinden yüzde 18 ile yatırarak faiz farkından zengin olmalarını seyretmenin anlamı yok. Enflasyon düşüyor, doğrudan yabancı sermaye girişi cari açığı önemli ölçüde finanse ediyor, Maliye Bakanlığı da gereğini yaptı. Sıra Merkez Bankası´nda. |
|
|
|
|
|