|
|
04/11/2007 |
Turan Tanyer´in Atatürk Lisesi Vakfı (ALEV) tarafından yayımlanan ´Ankara´nın Köklü Çınarı Atatürk Lisesi (1886 2007)´ adlı kitabı üzerine geçen hafta yazdığım yazıdan sonra aynı liseden mezun olmuş ve benzer başarısızlıkları yaşamış birçok kişi bana e-mail yolladı. Sevgili Korkmaz İlkorur da benim yazımı okuduktan sonra Atatürk Lisesi ile ilgili kendi anılarını yazdı. Meğer o da başlangıçta başarısız olmuş. Yani benim yazım itiraflara öncülük etti. Atatürk Lisesi Mezunları Cemiyeti´nin yanında neredeyse bir de Atatürk Lisesi Mağdurları Cemiyeti kuracak kadar başarısızlık öyküsü çıktı ortaya. Size en sevdiğim anımı anlatayım. Lise sonda ilk karnemde 7, ikinci karnemde 3 zayıfım vardı. O zamanlar son sınıflarda ayrıca bitirme sınavları yapılır ve geçip kalma durumu o sınavlara göre belirlenirdi. Son sınav olan cebir sınavına gelene kadar bütün derslerden geçmiş ve kendi çapımda bir mucizeye imza atmıştım. O zaman anladım ki ben öyle yıl içinde ders çalışmak yerine bu tür sınav aralarında çalışıp başarılı olabiliyorum. Cebire yıl içinde çalışmadığım için bir buçuk gün arada ne kadar çalışılırsa o kadar çalışarak sınava geldim. Çocuklar arasında cebirci için ´kâğıtları okumaz, sonuçlara bakar´ diye bir şehir efsanesi yaygındı. Sınavda arkamda oturan arkadaşım bütün soruları çözmüş ve bana da sonuçları söylemişti. Diyelim ki birinci sorunun yanıtı 2. Onu biliyordum ama oraya kadar hangi formüller, hangi denklemler yazılıp, hangi çözümlerle gelineceğini bilmiyordum. Başladım yalan yanlış denklemler yazıp, çözmeye. Uydura uydura bir yere getiriyor ve 2 sonucunu bulup onu çerçeve içine alıyordum. Bütün sorular için aşağı yukarı benzer uydurma denklemleri yazarak sonuçları aynı yöntemle yazdım. 2 gün sonra sınav sonuçları asılmıştı. Gidip baktım 1 almıştım. Çok şaşırdım, çünkü ya 10 ya da 0 almam gerekiyordu. Tam o sırada birisi omuzuma dokundu. Döndüm baktım cebir hocam karşımda duruyor. Gülerek dedi ki ´sana niçin 1 verdim biliyor musun?´ benim yanıtımı beklemeden devam etti: ´Öyle güzel şeyler uydurmuşsun ki bunun da bir değeri vardır diye düşündüm. Bu çaban nedeniyle sana kopyadan sıfır vermedim ve disipline de sevk etmedim.´ Sonra yürüdü gitti. Onun o tavrı beni öylesine etkiledi ki bir daha hiçbir sınava çalışmadan girmedim. Geçen haftaki yazımı okuyan bir okurum yazıyor: ´Bugün Radikal´deki yazınızı okudum ve ne kadar benzer tecrübeler yaşadığımızı şaşırarak gördüm. Ben de Ankara Atatürk Lisesi´nden mezun oldum ve lise sonrası hayatım o günleri unutmaya çalışmakla geçti. Ben de sizin gibi pek başarılı sayılamayacak bir öğrenci idim, sene tekrar etmesem de krizlerini hep yaşamış, fen derslerinden muafiyet sınavları ile kurtulabilmiştim hep. Bu deneyimin üstüne Mülkiye´yi ilk senede kazanmış olmam öğretmenlerimi hayli şaşırtmıştı.´ Bir başka okurum yazıyor: ´Aynı okuldan mezun oldum. Yurtdışında okudum, daha sonra Türkiye´de uluslararası ilişkiler yüksek lisansı yaptım. Aynı sizin yaşadığınız gibi, Atatürk Lisesi´nde her dönem ikmale kaldım ve bu okul hâlâ kabuslarıma giriyor. Her seferinde rüyamda ikmale kalıyorum ve bu okulu bitiremiyorum.´ Anıların bir bölümü tatlı, bir bölümü acıdır. Benim Atatürk Lisesi ile ilgili anılarımın hepsi sıkıntı verici. Ben de bir süre Atatürk Lisesi´nden mezun olamadığım kâbuslarını gördüm. O nedenle mezun olduktan sonra uzun zaman o okulun önünden bile geçmedim. Diplomamı geri isterler filan diye. Şimdi aradan uzun zaman geçtiği için insan sıkıntıları unutuyor ve onları komik birer anı gibi anlatıyor. Ama asıl önemli olan insanın başarısızlıklarından ders alabilmesi. Perşembe günkü yazısını okuyunca anladım ki aynı deneyimi Korkmaz İlkorur da yaşamış. O da benim gibi başarısızlıktan ders çıkarmış ve sonrasında başarılı olmuş. Başarısızlıklardan ders çıkarabilmek belki de en büyük başarı. |
| |
| |
|
|
Doviz Kurları |
1 EUR : 2,068 YTL
1 USD : 1,519 YTL |
|
|