|
|
29.11.2007 |
Merkez Bankası yetkilileri para politikasının hedeflerine ulaşabilmesi için maliye politikasından destek gelmesi gerektiğine ilişkin açıklamalar yaptılar. Şaşkınlık içinde izledim bu açıklamaları. Neden şaşırdığımı anlatmaya çalışayım. AB üyesi ülkelerden birisinin avro ortak para sistemine girebilmesi için Maastricht kriterleri adı verilen dört kriterin üçünü tutturması, birini de tutturma yolunda çaba göstermesi gerekli. Tutturulması gereken üç kriterden ilkine göre bütçe açığının GSMH´ya oranının yüzde 3´ün altında olması gerekiyor. İkinci kriter; yıllık enflasyon oranının, avro bölgesindeki en düşük enflasyon oranına sahip üç ülkenin ortalamasından 1.5 puandan daha fazla yukarıda olmamasını öngörüyor (yaklaşık yüzde 3.) Üçüncü kriter; uzun dönemli faiz oranlarının avro para sistemindeki ülkelerden en düşük faiz oranına sahip üçünün ortalamasının 2 puan üzerinde olmasına izin veriyor (yaklaşık yüzde 4.) Çaba konusu olması gereken dördüncü kriter; kamu kesimi borç yükünün yüzde 60´ın altında olmasını öngörüyor. Henüz AB´ye üye olmadığımız için avro para sistemine üye olmamız söz konusu değil. O nedenle bu aşamada bu oranları tutturmak gibi bir zorunluluğumuz yok. Ama yine de üye olmadan bu oranları tutturmak üyeliğimizi kolaylaştıracak bir çerçeve sağlamanın yanı sıra dünyada kriz eğilimlerinin her geçen gün arttığı bir ortamda Türkiye´nin ekonomik itibarını yükseltici ve risk algılamasını düşürücü etki yaratması açısından çok önemli. Türkiye´de uzun yılar yüzde 10´un üzerinde seyreden bütçe açığı / GSMH oranının 2007´de yüzde 2.5 dolayında olması bekleniyor. 2007 yılında kamu mali disiplini biraz elden kaçmış olsa da Türkiye bu alanda Maastricht kriterini tutturuyor. Buna göre Türkiye avroya dahil ülkelerden İngiltere ve Fransa´dan daha iyi konumda, İtalya ile başa baş durumda. 2007 yıl ortası itibarıyla AB tanımlı kamu kesimi brüt borç stokumuz 340.1 milyar YTL olarak hesaplanmış bulunuyor. 2007 yılı GSMH´sı tahmin edildiği gibi 647 milyar YTL olarak gerçekleşirse, 2001 yılı sonunda yüzde 106 olan kamu kesimi brüt borç yükü 2007´de yüzde 55 dolayına inecek ve dolayısıyla bu alanda da Maastricht kriteri tutturulmuş olacak. Böylece Türkiye kamu borç yükü açısından avro para sistemine dahil Avusturya, Belçika, Yunanistan, İtalya ve Portekiz´den daha iyi duruma gelmiş olacak. Merkez Bankası beklenti anketine göre yıl sonu enflasyon oranı (TÜFE) yüzde 7.9 olacak. Bu durumda enflasyon hedeflemesine temel oluşturan yüzde 4´lük hedeften yüzde 100´e yakın sapmanın yanısıra, Maastricht kriterinden de yüzde 163 uzakta kalacağımız anlaşılıyor. 2007 itibarıyla uzun dönemli faiz oranımızı kabaca yüzde 16 olarak kabul edersek, Maastricht kriteri olarak öngörülen faiz hedefinden yüzde 300 oranında yüksek bir faiz düzeyine sahip olduğumuz ortaya çıkıyor. Bu açıklamalardan çıkan sonuç şu: Türkiye, 2007 itibarıyla dört Maastricht kriterinden ikisini tutturduğu halde öteki ikisini tutturmaktan çok uzak bir konumda kalmış bulunuyor. Tutturulan iki hedeften bütçe açığı ve kamu borç yükü esas olarak Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı´nca uygulanan maliye politikasının kapsama alanında. Demek ki maliye politikası başarılı olmuş. Bu gelişimin altında özelleştirme gelirleri gibi bir defaya özgü gelir kalemlerinin varlığı söz konusu olsa da, gidişatı 2007 yılında mali disiplinde görülen gevşeme biraz gölgelemiş olsa da ortada ciddi bir başarı olduğu belli. Tutturulamayan iki kriterden birisi enflasyon, öteki de faiz. Her ikisi de Merkez Bankası´nın uyguladığı para politikasının kapsama alanında. Demek ki para politikası başarılı olamamış. Durum böyle olunca aklıma şu soru takılıyor: Maliye politikası, para politikasına daha nasıl destek olabilirdi acaba? |
| |
| |
|
|
Doviz Kurları |
1 EUR : 2,133 YTL
1 USD : 1,703 YTL |
|
|